HIRİSTİYANLIK'TA
ORUÇ
Hıristiyanlık'ta da oruç
farz
Hıristiyanlık'ta oruç
Kilise'nin üçüncü emridir. Kuran'ın
bildirdiğine göre oruç Hıristiyanlara da farz
kılınmıştır. Hıristiyanlık'ta oruç ve
perhiz aynı anlamda kullanılır. Orucun amacı,
işlenmiş günahların cezasını bu dünyadan
çekmeye başlamaktadır. İncil, oruca büyük
önem verir ve övgüyle bahseder. Ancak orucun zamanı,
uyulacak kurallar Hıristiyan mezhepleri arasında farklılık
gösterir
Hıristiyanlık'ta oruç tutma yaşı 21'de başlar.
Hıristiyanlar, 60 yaşına kadar oruç tutar. Oruç
konusunda 1966 yılında alınan Roma kararlarında bu konu
yazılı olarak belirtilmiştir. Bir Hıristiyanın perhiz
için ise, en az 14 yaşında olması gerekir.
Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur. Okaristi
orucu yani şükran orucu ve ekleziyastik oruç yani kilise
orucu. Bu iki çeşit orucu Katolik'ler tutar, Protestanlar tutmaz.
Hıristiyanlık, çarşamba, cuma ve cumartesi günleri
ile bazı yortuların arefe günlerinde oruç tutmayı
teşvik eder. Hıristiyan inancına göre, Hz. İsa,
çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü
çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü de
gömülmüştür.
Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra
dirildiği ve göğe çıkarıldığına
inanılan Paskalya'da oruç tutulması önemlidir. Paskalya
öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hırıstiyanlar
arasında yaygın bir uygulamadır.
Tevrat'ta bazı günlerde oruç
tutulması emredilmektedir. Yahudilikte oruç nefsi terbiye etme ve
bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de
Allah'a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir. Tevrat'a göre,
Hz. Musa Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu
süreyi oruç tutarak geçirmiştir.
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudiler
oruç tuttuklarında yatsıdan sonra da bir şey yemezlerdi.
Hatta bazı Müslümanlar da oruçla ilgili ayetler
tamamlanmadan önce aynı Yahudiler gibi hareket ederdi.
Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak
oruç tutulurdu. Yahudiler, Allah'ın kendilerine felaketler
verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç
tutardı.
Yahudilikte oruca çocuklar, 12'nci yaşlarından bir ay
alınca başlar. Yahudilik'te tutulması gerekli görülen
tek oruç Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur. Kippur
pişmanlık anlamındadır. Yahudiler bu günde
günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yom
Kimpur İbranice'de 'tövbe günü' anlamındadır.
Yahudilerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur,
büyük oruç günü olarak kabul edilir. Yom Kippur
denen ve 19 Nisan'da başlayıp ve bir hafta süren Pesah
Bayramı orucu ise genellikle Hamursuz Bayramı'ndan sonra gelen
pazartesi ve perşembe günleri tutulur.
Yahudilikte Yom Kippur'da oruç tutmak şarttır. İmsak
önceki akşam güneş batarken başlar. O gece ve ertesi
gün ilk iki yıldız görününceye kadar da yemek
içmek yasaktır. Bu süre yaklaşık 25 saattir. Yom
Kippur orucunun Hz. Musa'nın Allah'tan buyruklarını almak
üzere Tur Dağı'na gittiğinde Yahudilerin altın bir
buzağıya tapınmalarından ötürü tutulduğu
anlaşılmaktadır.
Yahudiler Babil dönüşünden sonra Kudüs'ün tahrip
edilmesi ve diğer felaketler nedeniyle dört ayrı oruç
daha ortaya çıkarmışlardır. Bazı Talmud
yorumcuları bu 4 orucun, başka devletlerin himayesi altındaki
Yahudiler tarafından tutulması gerektiğini aksi takdirde gerekli
olmadığını belirtir.
Yahudilerde oruç genellikle şafağın sökmesinden ilk
yıldızın
görülmesine kadar sürer. Ancak Yom Kippur gibi bazı oruçlar ile bir akşamdan ertesi akşama kadar devam eder.
Nirvana'nın yolu oruçtan
geçer İnsanlık tarihinde
dinlerin neredeyse tümünde oruç tutmak yer alır. Semavi
dinlerin dışındaki dinlerde de orucunu önemli bir yeri
vardır. Örneğin Budizm'in kurucusu Buda, 'kurtuluşa' yani
Nirvana'ya ulaşmanın yolunun arzulardan vazgeçmekten geçtiğini
vurgular. Bunun pratik yolu da oruç tutmaktır. İşte
bazı dinlerde orucun yeri:
Hinduizm'de oruç: Hint dinlerinden Hinduism'de oruç nefsi
terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde
oruç tutulur. İbadet amacıyla duaların okunduğu
günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm'de oruç
genellikle belirli bazı besinleri yememe, yani bir çeşit
perhiz şeklindedir.
Taoizm'de oruç: Doğu kültürlerinin dinlerinden
Taoizm'de oruç, daha geniş bir anlamda ele
alınmıştır. Burada oruç, sağlığı
koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle
ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, büyük
bayram günleri ile kötülüklerin arttığı
dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.
Brahmanizm'de oruç: Güney Asya Hint dinlerinden
Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç
tutmak gelenektir. Brahmanizm'de yaşlılar hastalar ve çocuklar
dahi oruçtan muaf değildir. Bazıları insani isteklerini
yenmek için 15 gün boyunca oruç tutar. Bu süre
içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri
orucu bozar.
Jainizm'de oruç: Hint dinlerinden Jainizm'de orucun
kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün
oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira'nın (M.Ö 599-527))
kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya
çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta
ölünceye kadar da oruç tuttuğu söylenmektedir.
Budizm'de oruç: Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca
en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in kurucusu Buda'ya göre, ne
dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vezgeçmez gerekir. Bu
amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her
iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum
içinde tüm günahlarını itiraf etmektir. Buda'ya
göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana'ya engel olan tek şey
arzulardır. Kurtuluş ancak arzuları terketmekle sağlanır.
Ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.
Maniheizm'de oruç: Manilikte oruç,
ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek
amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük
önem verdiği bilinir. Eski Mısır'da ise oruç genellikle
dini bayramlarda tutulur.
Avrupa
yerel dinleri: Keltler'in oruç
tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felaketlerden
kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinir.
RAMAZAN AYI NASIL
BELİRLENİR?
Ramazan
ayının başlayış ve bitişi ile bayram
gününün doğru olarak tesbit edilmesi, İslam
dünyasında tartışılan en önemli konulardan
biridir. Farklı hesaplamalar nedeniyle İslam ülkelerinden
bazıları Ramazan'a ve Bayram'a bir gün önce ya da sonra
girer. Ramazan, Şevval ve Zilhicce gibi kameri aylara ait hilaller
gözlemle tesbit edildiği gibi bunlar astronomik hesaplarla da
belirlenebilir. İslamın ilk yıllarında astronomi bilimi
ayın hareketleri hakkında kesin ve doğru bilgi verecek seviyede
olmadığından Ramazan ayının başlangıcı
ile bayram, yeni hilal görülerek tesbit ediliyordu.
Astronomi bu gün kesin sonuçlar vermekte, astronomik hesaplarla
çok önceden ayın hareketleri saat, dakika ve saniyesine kadar
tesbit edilmektedir. Astronominin bugünkü kadar kesin ve yaygın
olmadığı yüzyıllarda bile İslam alimlerinin bir bölümü
Ramazanın başlangıcı ile bitiminin astronomik hesaplarla
tesbit edilebileceğini ve buna göre oruca başlanıp bayram
yapılabileceğini belirtmişlerdir.
Bu gün ise, astronomi ilmi ayın hareketleri hakkında doğru
ve kesin bilgi verecek seviyeye gelmiş, kameri aybaşlarının
tesbitindeki şüpheler ortadan kalkmıştır. Ramazan ve
bayram hilallerinin tesbiti için yapılan gözlemler de
astronomik hesapların doğruluğunu göstermiştir.
İster hilali görerek, ister astronomik hesaplarla olsun amaç,
Ramazanın başlangıç ve bitiş günleri ile bayram
tarihlerinin doğru olarak belirlenmesidir.
İslam, ilim ve tecrübeye büyük önem vermiş,
İslam bilginleri ilmin hemen her dalında olduğu gibi
astronominin gelişmesinde de değerli çalışmalar
yapmışlardır. Durum böyle olunca, ayın ve
güneşin hareketleri hakkında kesin bilgiler veren ve pek
çok kolaylıklar sağlayan astronomiden oruç vaktinin
belirlenmesinde ilme büyük değer veren bir dinin mensupları
olan müslümanların yararlanması gerekmez mi?
Astronomik
hesaplarla kameri ayların tesbiti, bu gün ortaya
atılmış bir görüş değildir. Asırlarca
öncesinden itibaren bu yolla, Ramazan ve bayramların tesbit
edilmesinin caiz olduğu görüşünde olan pek çok
İslam alimi geldiği gibi, günümüzdeki ilim
adamlarının çoğunluğu da bu
görüşü benimsemektedir.
Kaldı ki, namaz vakitleri de ilk zamanlar görünüşe
göre güneşin hareketine (gerçekte ise dünyanın
güneş etrafında dönmesine) bağlı olarak
ışık ve gölge durumlarına göre çıplak
gözle tesbit edildiği halde, günümüzde yine kitap ve
sünnetteki ölçüler esas alınarak önceden
hesapla belirlenip takvimlerde gösterilmektedir.
Günlük orucun başlangıç (imsak) ve bitiş
(iftar) vakitlerinin tesbiti de yine güneşe göre namaz
vakitlerinde olduğu gibi astronomik hesaplarla yapılmaktadır.
Hesapla yapılan bu tesbitleri dileyen kimse, gözlemle de yapabilir.
ORUÇ NEDİR?
İslâm'ın beş
temelinden biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Oruç;
niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından (imsak
vaktinden) itibaren güneş batıncaya kadar yememek,
içmemek ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen
bir ibadettir. Oruç, hicretin ikinci yılında farz
kılınmıştır.
Oruç tutmak suretiyle Allah'ın emrini seve seve yerine
getiren mü'minlerin bağışlanacağını,
günahlarının affedileceğini müjdeleyen Peygamberimiz
şöyle buyuruyor: "Bir kimse inanarak ve
mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa
geçmiş günahları bağışlanır."
Oruç, bütün dinlerde (inanç sistemlerinde) meşru
kılınmış önemli bir ibadettir. İslam, orucun
diğer semavi olan ve olmayan dinlerdeki ibadet dışı
boyutuna son vermiştir. İslam, orucun yalnız şekli ile
yetinmeyip, onun manevi hakikatine de gereken önemi vermiştir.
İslam'da oruçla birlikte yalnızca; yemek yemek, cinsi
yakınlıkta bulunmak gibi eylemler yasaklanmakla kalmamış,
bununla birlikte; orucun gayesini, ruhi ve ahlaki kaidelerini bozan her
türlü davranış da yasaklanmıştır.
ORUCU KİMLER TUTAR?
Bir kimseye orucun farz
olması için şu üç şartın bulunması
gerekir:
1. Müslüman olmak
2. Akli dengesinin yerinde olması
3. Ergenlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz
değildir. Ancak henüz ergenlik çağına girmemiş
çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek
şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.
Orucun farz olması
için gerekli olan şartlardan başka oruç ibadetinin
yerine getirilebilmesi için de bazı şartların
bulunması lazımdır. Bunlar:
1. Sağlıklı olmak
2. Mukim olmak (yani misafir olmamak).
Oruç tutamayacak kadar hasta olanlarla, dinî
ölçülere göre yolcu olanlar oruçlarını
erteleyebilirler.
Hastalar iyileşince, yolcular da ikamet ettikleri yere dönünce
tutamadıkları günler sayısınca
oruçlarını tutarlar.
Oruca aykırı olan bir şeyin
yapılması halinde oruç bozulur. Orucu bozan bazı
şeyler hem kaza, hem de keffareti gerektirir. Orucu bozan bazı
şeylerden dolayı da sadece kaza gerekir.
Orucu bozup kaza ve keffareti gerektiren şeyler :
1. Oruçlu olduğunu bilerek yemek ve içmek (yenilip
içilen şey ister gıda, ister ilâç olsun).
2. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmak.
3. Karı-kocadan biri ötekine zorla cinsel ilişkide
bulunduğu takdirde zorla ilişkide bulunana kaza ve keffaret,
kendisine zorla ilişkide bulunulan kişiye de kaza lâzım
gelir.
4. Ağzına giren yağmur, kar ve doluyu kendi isteğiyle
yutmak.
5. Sigara içmek, öd ağacı veya anber ile
tütsülenip dumanını içeri çekmek.
6. Buğday ve arpa tanesi yutmak.
7. Dışardan bir susam tanesi kadar bir şeyi alıp yutmak.
8. Yenmesi alışılmış olan çamur, kil ve
kömür gibi şeyleri yemek. (Bazı kimseler bunları
severek yerler.)
9. Az miktarda tuz yemek.
10. Karısının veya sevdiği birkimsenin
tükürüğünü yutmak. (Bundan zevk
aldığı için kaza ve keffaret gerekir.
Başkasının tükürüğünden iğrendiği
için bundan keffaret gerekmez.)
11. Kan aldırdıktan veya sadece karısını
öptükten sonra orucu bozulduğu kanaatiyle bile bile orucunu
bozmak.
12. Pamuk ve kağıt gibi yenmesi mutad olmayan bir şey yutmak,
13. Bir defada çok miktarda tuz yemek,
14. Yenmesi mutad olmayan zeytin çekirdeği yemek. Yenmesi
alışılmış olan çekirdeği yemek ise
keffareti gerektirir.
15. Taş, toprak, demir, altın ve gümüş gibi
şeyleri yutmak.
16. İçi olmayan ceviz ve badem yutmak. (Bunların içi
olanları yenildiği takdirde keffaret gerekir)
17. Burnuna ilaç çekmek.
18. Ağzına aldığı boyalı iplik gibi şeylerin
boyası ile rengi değişen tükürüğü
yutmak.
19. Boğazına kaçan kar veya yağmuru kendi isteği
olmayarak yutmak. (Kendi isteği ile yutarsa keffaret gerekir.)
20. Zorlama ile oruç bozmak.
21. Dişleri arasında nohut tanesi kadar kalan yemek
kırıntısını yutmak.
22. Abdest esnasında
ağzına ve burnuna su alırken kendi elinde olmayarak
boğazına su kaçmak.
23. Unutarak yeyip içtikten
sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek.
24. Ağız dolusu kusmak.
(Kendi isteği ile).
25. Ağız dolusu gelen veya
kendi isteğiyle getirdiği kusuntuyu mideye geri çevirmek.
26. Kendi isteği ile
içine veya genzine duman çekmek. Kendi isteği ile olmazsa
oruç bozulmaz. (İçeri çekilen duman sigara
dumanı olursa keffaret gerekir.)
27. Güneş
batmadığı halde-battı zannederek-iftar etmek.
28. İmsak vakti
geçtiği halde daha vakit vardır zannederek yemek.
29. Cinsel ilişki
dışında kadına dokunmak veya öpmek sonucu
boşalmak.
30. Ramazan orucundan başka bir
orucu bozmak. (Ramazan orucundan başka bir orucu bozmak sadece kazayı
gerektirir.)
31. Ramazan orucuna niyet etmiyerek
yeyip içmek. (Keffaret, niyet edilerek başlanan orucu bilerek
bozmaktan lâzım gelir. Oruca niyet edilmeyerek yeyip
içtiği takdirde sadece o günün
orucunu kaza eder.) Ancak mazaretsiz olarak ramazan
orucunu tutmamak büyük günahtır.
32. Misafir iken oruca
başlayıp ikamete niyet ettikten sonra yemek.
33. Mukim iken oruca
başlayıp sefer mesafesi yolculuğa niyet ederek bulunduğu
yerin sınırlarını geçtikten sonra orucu bozmak.
Sayılan bu şeylerden birini yapan kimsenin orucu bozulur ve bozulan
orucun gününe gün kaza edilmesi gerekir. Bunlardan biri ile
orucu bozulan kimse akşama kadar orucu bozacak bir şey
yapmamalıdır.
Gündüz iyileşen hasta, yolculuğu sona eren misafir, ayhali
veya lohusalıktan temizlenen kadın, erginlik çağına
gelen çocuk ve müslüman olan gayr-i müslim, Ramazan
ayına saygı için günün kalan kısmında
oruçlu imiş gibi akşama kadar orucu bozacak şeylerden
sakınmaları uygun olur.
Oruca niyetlenen kadın gündüz ayhali veya lohusa olursa, orucunu
bozması lâzımdır. Kadın, henüz ayhali olmadan
adet günümdür diyerek orucunu bozmamalıdır. Ramazan
ayında niyet ederek oruca başlayan kimse,
saydığımız şeylerden birini bilerek ve
özürsüz olarak yaparsa orucu bozulmuş olur. Bozulan bu
orucu kaza etmesi ve kasten bozduğu için de keffaret tutması
gerekir.
ORUCU BOZMAYAN DAVRANIŞLAR
1.
Oruçlu olduğunu unutarak; yemek ve içmek.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Bir kimse
oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu
tamamlasın, (sakın) bozmasın. Çünkü onu, Allah
yedirmiş, içirmiştir."(45) Unutarak yeyip içerken
oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzını
boşaltıp yıkar ve oruca devam eder. Oruçlu olduğunu
hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir
şey geçerse orucu bozulur. Bir kimse unutarak yiyen bir
oruçluyu gördüğünde eğer güçlü
kuvvetli olup oruca dayaniblen bir kişi ise, oruçlu olduğunu
kendisine hatırlatır, zayıf ve güçsüz bir
kişi ise hatırlatmaz.
2. Bir suya dalıp
kulağına su kaçmak
3. Kendi isteği olmayarak
boğazına toz ve duman girmek
4. Kendi isteği olmayarak kusmak
5. Kendiliğinden
içeriden gelen kusuntu yine kendiliğinden içeriye gitmek
6. Uyurken ihtilâm olmak (yani
uyurken cünüplük hali meydana gelmek
7. Dokunma ve öpme olmadan
sadece bakmak veya düşünmek sebebiyle boşalmak
8. Karısını sadece
öpmek
9. Geceleyin cünüp
olduğu halde sabaha kadar yıkanmayıp gündüz
yıkanmak
10. Dişleri arasında sahur
yemeğinden kalan nohut miktarından az olan
kırıntıyı yutmak
11. Ağzındaki
tükrüğü yutmak. Ağzından dışarı
çıkıp tamamen ayrılan tükrüğü tekrar
yutmak orucu bozar
12. Ağzına gelen
balgamı yutmak
13. Kafasından burnuna gelen
akıntıyı içine çekip yutmak
14. Ağzına
aldığı (meselâ dişine koyduğu) ilâcın
tadı boğazına varmak
15. Erkeğin tenasül
organına ilâç veya su akıtmak
16. Göze ilâç
damlatmak
17. Kan aldırmak
18. Gözlerine sürme
çekmek
Bu saydığımız
şeylerin hiçbirisi orucu bozmaz.
Orucun önemli bir
şartı da niyettir. Niyetsiz oruç geçerli değildir.
Bu sebeple; niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının
bilinmesi gerekir. Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye
ayrılır:
1- Akşamdan itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet
edilebilen oruçlar:
Bunlar, Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde tutulması
adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır. Bu oruçlara
geceleyin imsak vaktinden önce niyet edilebileceği gibi
gündüz kuşluk vaktine kadar da niyet edilebilir, gece niyet
etmek daha faziletlidir. Gündüz oruca niyetin caiz olması,
imsaktan sonra birşey yemeyip içmemeye ve orucu bozan bir iş
yapmamaya bağlıdır. Eğer oruca aykırı bir
şey yapılmış ise gündüz niyet caiz olmaz.
2- İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gereken
oruçlar:
Bunlar da; Ramazanda tutulamayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan
orucu ile her çeşit keffaret oruçları,
başlanıp ta bozulan nafile oruçların kazası ve
mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır. Bu
oruçlar için belirlenen bir vakit olmadığından
bunlar için imsaktan önce geceleyin niyet etmek
lâzımdır. Bu oruçlara tan yeri ağardıktan yani
imsak vakti geçtikten sonra niyet edilmez.
Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir.
Ancak sahurda uyanamayıp yeme içme zamanının bittiği
imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa
bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter
ki, imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın. Sahura
kalkmak istemeyen bir kimse akşamdan sonra yarının orucuna niyet
edebilir, geceleyin kalkıp tekrar niyet etmesi gerekmez. Niyet esasen kalb
ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını
kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir. Oruç tutmak
düşüncesi ile sahur yemeğine kalkan kimsenin bu
düşüncesi de niyettir. Oruca kalb ile niyet etmek yeterlidir.
Ancak kalb ile yapılan bu niyeti dil ile söylemek daha iyidir. Bu
sebeple, oruç tutacak olan kimse, hem içinden niyet etmeli, hem
de dili ile: "Niyet ettim Ramazan-ı şerifin yarın ki
orucuna" diye söylemelidir. Her günün orucuna ayrı
niyet etmek lâzımdır.
ORUÇLUYA MEKRUH (YASAK)
OLAN ŞEYLER
1. Bir şey tatmak.
Ancak zorunlu hallerde bir şey yutmamak kaydiyle yemeğin tuzuna
bakılabilir. O takdirde mekruh olmaz.
2. Gereksiz olarak bir şey çiğnemek. Çocuğu
için bir şey çiğnemesi gereken kadın, bu işi
yapacak başka bir yol bulamazsa küçük
çocuğunu korumak maksadıyla çiğneyebilir.
3. Kendine güveni olmayan kimsenin hanımını öpmesi ve
kucaklaması.
Bir boşalma olmaması durumunda böyledir. Eğer öpmek
veya kucaklamakla boşalma meydana gelirse mekruh olmakla kalmaz,
oruç bozulur.
4.
Tükrüğünü ağzında biriktirip yutmak.
5. Kan aldırmak veya ağır bir işte
çalışmak gibi kendisini zayıf
düşüreceğine kanaat getirdiği bir iş yapmak.
(Zayıf düşürmeyeceğine kanaat getirirse mekruh olmaz.)
ORUÇLUYA MEKRUH (YASAK) OLMAYAN ŞEYLER
1. Gül ve misk gibi şeyleri koklamak
2. Gözüne sürme çekmek
3. Kendisinden emin olmak kaydıyla hanımını öpmek.
Kendisine güveni olmadığı takdirde mekruhtur.
Çünkü, bu davranış orucun bozulması ile
sonuçlanabilir.
4. Misvak kullanmak, ağzını fırça ile temizlemek.
5. Ağzına su alıp çalkalamak.
6. Burnuna su çekmek.
7. Banyo yapma
Oruç, Hicret'in ikinci
yılında farz kılınmıştır.
Orucun Müslümanlara farz olduğu Bakara suresindeki:
"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz
kılındığı gibi, sizlere de farz
kılındı. Ta ki, korunasınız" ayetiyle
bildirilmiş, ayrıca aynı surenin 185. ayetinde de "sizden
kim bu aya (Ramazan'a) erişirse oruç tutsun" denilerek
oruç ibadetinin yerine getirilmesi emredilmiştir. Hz. Muhammed de,
İslam'ın beş temelinden birinin Ramazan ayında oruç
tutmak olduğunu bildirmiştir.
Birinci ayetten açıkça anlaşılıyor ki
oruç, ilk peygamber Adem (a.s.)'den itibaren bütün
peygamberlere ve onlara inananlara farz kılınmıştır.
Oruç, insanlığın ilk zamanlarından beri yerine
getirilmesi emredilen bir ibadettir. Çünkü, ruhen
arınıp ahlaken olgunlaşmak bakımından insanın
oruca ihtiyacı olduğu gibi maddî ve manevi pek çok
faydaları da vardır. Anlamlarını sunduğumuz ayetlerde
orucun, müslümanlara farz olduğu bildirilmiş; hasta, yolcu
ve oruç tutmaya gücü yetmeyenler için getirilen
kolaylıklar hakkında da şöyle buyurulmuştur:
"(Oruç) sayılı günlerdir. Sizden her kim hasta yahut
yolcu olursa tutamadığı günler kadar diğer
günlerde oruç tutar. (İhtiyarlık veya şifa umudu
kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da)
oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir yoksulu doyuracak
fidye gerekir."
Bu ayette, geçerli mazereti olanların, orucu Ramazan'dan sonraya
erteleyebilecekleri bildirildikten sonra sürekli mazereti olup da
ömürboyu oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bunun
karşılığında fidye vermeleri emredilerek gerekli
kolaylık sağlanmıştır. Ciddi ve geçerli bir
mazeret olmadıkça belirli şartları taşıyan
Müslümanların ise bizzat oruç tutarak Allah'ın
emrini yerine getirmesi gerekir
Oruç ay takvimine göre tutulur. Kameri aylar
güneş takvimindeki aylara göre on gün kayar. Böylece
Ramazan orucuna her yıl on gün erken
başlandığından Ramazan ayı yaklaşık 33
yılda sıra ile yılın bütün mevsimlerini
dolaşmış olur.
Bu durum, Müslümanın değişik mevsimlerde oruç
tutmasını ve dolayısıyla her mevsimin zorluklarına
kendini alıştırmasını ve yoksulların
çeşitli mevsim şartlarında çektikleri sıkıntıları
anlamasını sağlar.
Dünya üzerinde bölgeler arasında
önemli farklar vardır. Örneğin kuzey yarım kürede
kış yaşanırken, güney yarım kürede yaz
mevsimi surer. Eğer oruç, güneş takvimine göre
belirli bir mevsimde tutulsaydı, bazı bölgelerdeki
Müslümanlar ömür boyu soğuk mevsimde oruç
tutarken bazıları daima sıcak günlerde tutacak, aynı
şekilde Müslümanların bir kısmı daima uzun
günlerde oruç tutarken, bir kısmı da kısa
günlerde tutmuş olacaktı.
Böylece bazı Müslümanlar orucu her zaman kolaylıkla
tuttuğu halde bazıları da daima güçlük
içinde tutmak zorunda kalacaktı. Orucun, yılın
bütün mevsimlerini sıra ile dolaşan kameri bir ayda
(Ramazanda) tutulması ile bu sakıncalar ortadan
kalkmıştır.
Oruç tutma
şartlarını taşıyan bir kimsenin tutacağı
orucun geçerli olabilmesinin şartları şunlardır:
1. Oruç tutmaya niyet etmek
2. İmsaktan iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak
durmak
3. Kadınların regl ve lohusa halinde bulunmaması
Regl ve lohusa olan kadınlar, bu hallerinin devam
ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar.
Bu haller sona erince tutamadıkları günlerin
oruçlarını kaza ederler. Fakat kılamadıkları
namazları kaza etmezler.
ORUCUN FAYDALARI
Kur'an-ı Kerimde orucun farz
kılındığını bildiren ayetin sonundaki "ta ki
korunasınız" ifadesi orucun hikmetine dikkati
çekmektedir. Allah Teala, her derde bir deva, her hastalığa
bir ilaç verdiği gibi kötülüklere karşı da
korunma vasıtaları vermiştir. İşte orucun bir
özelliği de bizi kötülüklerden koruyan bir ibadet
oluşudur. Nitekim Peygamberimiz orucun bu özelliğini hepimizin
kolayca anlayabileceği şekilde güzel bir benzetme ile
açıklayarak şöyle buyurmuştur:
"Oruç bir kalkandır, o halde oruçlu kötü
söz söylemesin. Kendisi ile çekişip kavga etmek isteyen
kimseye iki defa, "ben oruçluyum" desin." Bir
kalkanın sahibini düşmandan koruduğu gibi oruç da
aynı şekilde kişiyi kötülüklerden ve günah
işlemekten korur. Oruçlu, kötülüğü
başlatan kişi olmayacağı gibi, kendisine fena söz
söyleyen ve kavga etmek isteyenlerin bu davranışlarına karşılık: "Ben oruçluyum,
ben oruçluyum" diyerek nefsine hakim olacak ve kendisini
kavganın içine çekmek isteyenlere uymayacaktır.
Böylece oruç, bir kalkan gibi kişiyi
kötülüklerden korumuş olacaktır.
Oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu
geliştirir. Bir ay boyunca devam eden bu manevî eğitim sonucu
Allah korkusu kalblere iyice yerleşir, bunun olumlu tesiri ile de insan
davranışlarını kontrol altına alarak her
türlü kötülükten uzaklaşmış olur.
Oruç, basit bir 'aç kalma' olayı değildir. Onu sadece
bu yönüyle değerlendirmek son derece yanlış olur.
Oruç, köklü bir irade terbiyesi, insanı kötü
alışkanlıklardan temizleyen, çirkin
davranışlardan uzaklaştıran ve iyi huylar kazandıran
bir ahlak eğitimidir.
İslam bilginleri orucun üç mertebesi olduğunu
bildirilmiştir:
Birincisi; imsaktan akşama kadar yemekten, içmekten ve cinsel
arzulardan sakınmak suretiyle tutulan oruçtur. Bu oruç,
şartları yerine getirildiği için sahihtir. Ancak bunun
gayesine ulaşması için oruçlunun ikinci basamağa
yükselmesi lazımdır.
İkincisi; birinci maddedekilerle birlikte, kulak, göz, dil, el, ayak
ve diğer organları günahlardan uzaklaştırmak suretiyle
tutulan oruçtur. Çünkü bu, organlar üzerinde
olumlu etkisini gösteren ve sahibine ahlakî faziletler
kazandırarak gayesine ulaşan oruçtur.
Orucun sağlık yönünden
faydalarını bir kere de uzmanlarından dinleyelim:
"Sağlam insanlara orucun hiç bir zararı yoktur. Aksine
(Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz) hadis-i şerifinde
işaret edildiği gibi, vücûda faydası vardır.
8-16 saat sindirim cihazının, karaciğerin dinlenmesi kendi
kendini toparlaması büyük bir faydadır."
"Oruç normal sıhhatli olan insanlar için çok
faydalı bir perhiz teşkil eder. Az yemek ve itidal ile yaşamak
sonucu oruç tutanlar genellikle Ramazanda bir kaç kilo
zayıflarlar. Bu suretle 11 ay zarfında vücutta depo edilen
zararlı yağlar erimiş olur. Bu ise asrımızda herkese
tavsiye edilen en önemli sağlık kuralıdır.
Çünkü şişmanlık şeker
hastalığına pek yakındır. Ayrıca damar
sertliği, kalb hastalığı, tansiyon yüksekliği ve
buna bağlı pek çok hastalığa müsait bir zemin
hazırlar. Demek oluyor ki oruç, bütün bu dertlerden
insanı koruyucu bir etki yapar."
Bu gerçeği, sadece bizim bilim adamlarımız değil,
konuyu inceleyen yabancı bilim adamları da dile getirmektedir:
1940 Nobel Tıp Ödülü'nü kazanan ünlü bilim
adamı, Dr. Alexis Carrel "L'Hamme, Cet İnconnu" adlı
eserinde: "Oruç sırasında organizmalarda depo
edilmiş besin maddelerinin harcandığını, sonradan
bunların yerine yenilerinin geldiğini, böylece bütün
vücutta bir yenilenme olduğunu ve orucun sağlık
bakımından çok yararlı olduğunu." söyler.
Oruç tutmakla bir süre nimetlerden uzak kalan kimse bunların
değerini daha iyi anlar. Sahip olduğu nimetlerden bir süre uzak
kalmak insana, onları daha iyi korumasını, israf etmemesini ve
nimetleri kendisine veren Allah'a daha çok şükretmesini
öğretir. Nimetlere şükür ise onların
çoğalmasına vesile olur.
Allah Teala şöyle buyuruyor: "Andolsun, şükrederseniz
elbette (nimetimi) artırırım." Sabır,
başarıya ulaşmanın en önemli şartlarından
biridir. Sahip olduğu helal şeylere oruçlu olduğu
için el sürmeyen kimse; iradesine hakim olmuş, nefsini
zorluklara alıştırarak terbiye etmiş ve üstün bir
meziyet kazanmış olur.
Böyle bir insan hayatta karşısına çıkabilecek
sıkıntılar karşısında sarsılmaz, bunlara
kolaylıkla sabreder ve güçlükleri yenerek başarıya
ulaşır. Acılı ve üzüntülü durumlar
karşısında sabır ve tahammül göstererek
soğukkanlılığını korur. Orucun askerlik ve yurt
savunması bakımından da ayrı bir önemi vardır.
Savaş zamanlarında cephedeki asker, yiyecek ve içecek
bulamadığı zaman açlığa ve susuzluğa
katlanmak zorunda kalabilir. oruç tutmaya alışmış
olanlar, böyle zorluklara daha kolay dayanırlar.
FİDYE: Oruç tutmaya gücü yetmeyen
düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi
olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer
fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler
Ramazan'ın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazan
ayı içinde veya sonunda da verilebilir. Fidyenin hepsi bir fakire
topluca verilebileceği gibi, ayrı ayrı fakirlere de
dağıtılabilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye
gücü yetmiyorsa Allah'tan bağışlanmalarını
isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile
iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma
gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir.
Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile
bağış sayılır.
KAZA: Kaza, bozulan orucun yerine gününe gün oruç
tutmaktır.
KEFFARET: Keffaret, Ramazanda bile bile bozulan bir gün orucun
yerine iki kameri ay veya altmış gün peşpeşe
oruç tutmak demektir. Ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi
gerekir. Keffaret, sadece Ramazan ayında tutulan orucun bile bile
bozulmasının cezasıdır. Diğer oruçların
bozulması halinde yalnız kaza, yani gününe gün
oruç tutmak yeterli olur.
Ramazan orucu öbür aylarda kaza edilirken bilerek bozulsa yine kaza
lâzım gelir, keffaret gerekmez.
Keffaret orucu, ara verilmeden peşpeşe tutulacağı
için Ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan
günlere rastlamaması lâzımdır.
Keffaret orucuna kameri aylardan birinin ilk gününde
başlanırsa iki ay ara vermeden oruç tutulur. Bu aylardan ikisi
de yirmidokuz gün çekse bile iki tam ay oruç tutulduğu
için keffaret tamamlanmış olur.
Ayın ilk günü değil de diğer günlerde
başlanırsa hiç ara vermeden 60 gün oruç tutularak
keffaret tamamlanır. Herhangi bir sebeple keffaret orucuna ara verilir
veya eksik tutulursa yeniden başlayıp altmış günü
kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar keffaret orucu
tutarken araya giren ayhali günlerini tutmazlar, ayhali yani âdet
halleri bitince ara vermeden oruca devam ederek 60 günü tamamlarlar.
Kadın, adet hali bittiği halde oruç tutmayarak keffaret
orucuna ara verirse, keffarete yeniden başlaması gerekir.
Birkaç defa keffareti gerektirecek şekilde orucunu bozan kimseye
bunların hepsi için bir keffaret orucu yeterli olur. Ancak
keffareti yerine getirdikten sonra yine kasten orucunu bozarsa bundan
dolayı da ayrıca keffaret icab eder.
Yaşlı veya hasta olup keffaret orucu tutmaya gücü yetmeyen
kimse keffaret olarak altmış fakiri sabah ve akşam yedirip
doyurur. Veya yemek parasını fakirin eline verir. Her
günlük yiyecek bir fitre miktarıdır. Fitre miktarı bu
parayı ayrı ayrı altmış fakire verebileceği gibi,
hergün bir
fitre miktarı olmak üzere
altmış günde bir fakire de verebilir.
Altmış günlük yiyeceği veya fitre miktarı olan
değerini bir günde bir fakire verirse sadece bir günlük
yerine geçer.
5 çeşit oruç
vardır:
1- Farz olan oruçlar: Ramazan ayında oruç tutmak. Ramazanda
tutulamayan orucu başka günlerde kaza etmek ve keffaret
oruçları da farzdır.
2- Vacip olan oruçlar: Adak oruçları ile bozulan nafile
oruçları kaza etmek gereklidir.
3- Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının dokuzuncu
gününü onuncu günü ile veya onuncu
gününü onbirinci günü ile birlikte oruç tutmak sünnettir.
4- Müstehab olan oruçlar: Kamerî ayların
onüç, ondört ve onbeşinci günleri ile haftanın
pazartesi ve perşembe günleri ve Ramazandan sonra Şevval
ayında altı gün oruç tutmak sevaptır.
5- Yanlış olan oruçlar: Yanlış olan oruçlar
iki kısımdır:
a) Tenzihen yanlış olan
oruçlar: Muharrem ayının sadece onuncu günü ile
yalnız cuma ve yalnız cumartesi günlerinde oruç tutmak,
akşamdan iftar etmiyerek bir günün orucunu ertesi güne
birleştirmek yanlış olduğu gibi, kişiyi zayıf
düşürmesi ve orucu âdet haline getireceği için
senenin tamamını oruç tutmak da yanlıştır.
b) Tahrimen yanlış olan oruçlar: Ramazan bayramının
birinci günü ile kurban bayramının dört günü
oruç tutmak tahrimen yanlıştır. Bu günler,
Allah'ın kullarına birer ziyafet günleridir.
ORUCU RAMAZAN SONRASINA ERTELEMEYİ GEREKTİREN DURUMLAR
Bir kimse
aşağıdaki durumlarda Ramazan orucunu sonradan kaza etmek
şartıyle tutmayabilir veya başlamış olduğu orucu
bozabilir. Ancak sonradan ilk fırsatta tutamadığı
günler sayısınca oruçları kaza etmesi gerekir. Bir
kimsenin Ramazan orucunu sonraya bırakabilmesi için geçerli
sayılan özürler şunlardır:
1) Hastalık: Bir hasta oruç tuttuğu takdirde
hastalığının artmasından veya uzamasından
korkarsa oruç tutmayabilir. Hastalığı iyileşince
tutamadığı oruçları kaza eder. Hastaya bakan kimse
de böyledir.
Ramazan ayında
düşmanla savaşan asker, oruç tuttuğu takdirde
zayıf düşeceğinden endişe ederse misafir durumunda
olmasa bile oruç tutmayabilir. Savaşa katılacağı
kesinlikle veya kuvvetli bir ihtimalle biliniyorsa henüz savaşa
girmeden önce de zayıf düşme endişesiyle yine
oruç tutmayabilir. Tutamadığı oruçları daha
sonra kaza eder.
2) Yolculuk: Ramazan ayında en az 90 km. mesafeye yolculuğa
çıkan kimse oruç tutmayabilir. (Hamza el-Eslemi
adındaki sahabî peygamberimize yolculukta oruç tutup
tutmayacağını sorunca peygamberimiz ona: -"İster tut,
ister tutma" diye cevap vermişti. Bu hüküm, dinen yolcu
(misafir) sayılan kimseler içindir. İkamet ettiği yerden
en az 90 km. veya daha fazla mesafeye yolculuk yapan ve gittiği yerde 15
günden az bir süre kalmaya niyet eden kimse dinen misafirdir.
Eğer gittiği yerde 15 günden fazla kalmaya karar vermişse,
o yere vardığı andan itibaren misafir olmaktan
çıkar.
Buna göre, Ramazan ayında bulunduğu yerden en az 90 km.
uzaklıkta bir yere yolculuk yapan kimse yolculuk süresince
oruç tutmayabilir. Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa
hüküm yine aynıdır. Eğer gittiği yerde 15
gün kalacaksa yolculuğu bitince vardığı yerde orucunu
tutması gerekir. Yolculuk hali bitince tutmadığı günleri
kaza eder.
3) Zor Görmek: Orucu bozmak için ölümle veya
vücuduna bir zarar
verilmekle tehdit edilen kimse orucunu bozabilir. Bozduğu orucu
sonra tutar.
4) Gebe ve Emzikli Olmak: Gebe veya emzikli olan bir kadın,
oruç tuttuğu takdirde kendisine veya çocuğuna bir zarar
geleceğinden korkarsa oruç tutmayabilir. Gebelik ve emziklilik hali
sona erince tutamadığı günleri kaza eder.
5) Şiddetli Açlık ve Susuzluk: Oruçlu bir kimse
açlık veya susuzluk sebebiyle aklının bozulmasından
veya vücuduna ciddî bir zarar geleceğinden korkarsa, orucunu
bozabilir. Sonra uygun bir zamanda tutamadığı
oruçları kaza eder.
6) Yaşlılık ve Düşkünlük: Vücudu
günden güne düşen ve oruca dayanamayan iyice
ihtiyarlamış olan kimseler oruç tutmayabilir. Bunlar sonradan
da orucu kaza edemiyecekleri için tutamadıkları her
günün orucunun yerine fidye verirler. İyileşme ümidi
olmayan hastalar da böyledir. Bu özür sahiplerinden herhangi
biri, özrü devam ederken ölürse tutamadıkları
oruçlar için fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekmez.
Özrü ortadan kalkıp tutamadığı
oruçlarını kaza edecek kadar bir zamana yetişir de
oruçları daha kaza etmeden ölürse bu oruçlar
için malının üçte birinden fidye verilmesini
vasiyet etmesi lâzımdır. (Ölenin varisi yoksa
malının tamamından vasiyet eder.
Eğer vasiyet etmezse, varislerinin teberru olarak ölenin fidyesini
vermesi caizdir.
İftarda
şu dua okunur:
"Allahümme leke sumtu ve bike âmentü ve aleyke
tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve
savme'l-Ğadi min şehri Ramazane neveytü, feğfirlî mâ
kaddemtü ve mâ ahhartü."
Anlamı:
"Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana
inandım ve sana güvendim. Senin rızkınla orucumu
açtım ve Ramazan ayının yarınki orucuna da niyet
ettim. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı
bağışla!"